Kızı için su borularından yürüme bariyeri yaptı: "Baba ben de koşacağım"
Kocaeli’nin Çayırova ilçesinde prematüre doğduktan aylar sonra serebral palsi teşhisi konulan minik Lina’nın ailesi, çocuklarının tedavisi için zorlu bir mücadele veriyor. Parkta koşan çocuklara özenen kızı için yüksek fizik tedavi masraflarına alternatif arayan baba Sadık Yalçınkaya, kendi imkanlarıyla plastik su borularından 500 liraya yürüme bariyeri yaptı. Yaptığı düzenekle kızının tedavisine destek olan aile, diğer yandan da teşhis sürecinde ihmali bulunduğunu iddia ettikleri hastaneye karşı hukuk mücadelesi veriyor.
GÜNDEM - 13-05-2026 09:53
Kocaeli’nin Çayırova ilçesinde prematüre doğduktan aylar sonra serebral palsi teşhisi konulan minik Lina’nın ailesi, çocuklarının tedavisi için zorlu bir mücadele veriyor. Parkta koşan çocuklara özenen kızı için yüksek fizik tedavi masraflarına alternatif arayan baba Sadık Yalçınkaya, kendi imkanlarıyla plastik su borularından 500 liraya yürüme bariyeri yaptı. Yaptığı düzenekle kızının tedavisine destek olan aile, diğer yandan da teşhis sürecinde ihmali bulunduğunu iddia ettikleri hastaneye karşı hukuk mücadelesi veriyor.
Çayırova’da ikamet eden Nuray (32) ve Sadık Yalçınkaya (42) çiftinin dördüncü çocukları olan Lina, 28 Şubat 2023’te özel bir hastanede 32 haftalık prematüre bebek olarak dünyaya geldi. Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde 13 gün tedavi gören ve ailesine sağlıklı olduğu belirtilerek taburcu edilen Lina’nın hareketlerindeki anormallikler ilerleyen aylarda belirginleşti.
Bebeklerinin vücudunda sürekli bir kasılma fark eden ailenin, 9. ayda başvurdukları çocuk nörolojisi uzmanından aldıkları haberle dünyaları başlarına yıkıldı. Çekilen MR sonucunda minik Lina’nın beyninde hasar olduğu tespit edilerek serebral palsi (beyin felci) teşhisi konuldu.
Kızı için kendi imkanlarıyla yaptı
Yoğun fizik tedavi sürecine başlayan aile, seans ücretlerinin yüksekliği nedeniyle zorlu bir döneme girdi. Kızının tedavisinin aksamaması ve evde de yürüyüş egzersizleri yapabilmesi için harekete geçen baba Sadık Yalçınkaya, tamamen kendi imkanlarıyla plastik su borularından yürüme bariyeri tasarladı. Hem ev içinde hem de bahçede yürüme bariyerinde yürüyen Lina, babasının bu fedakarlığı sayesinde tedavi sürecinden geri kalmamaya çalışıyor.
"O an hayatımızın şokunu yaşadık, beynimizden kaynar sular döküldü"
Süreci İHA muhabirine anlatan anne Nuray Yalçınkaya, yoğun bakım tedavisi sırasında doktorlarla sürekli iletişim halinde olduklarını ve kendilerine bebeğin hiçbir sıkıntısı olmadığının söylendiğini ifade etti. Yalçınkaya, "Lina 13 gün sonra yoğun bakımdan çıktı. Ardından ’sağlıklı bir bebeğiniz var, güle güle büyütün’ dediler ve kucağımıza verdiler. Evimize geldik. Lina 6 aylık oldu. Sürekli kendisini kasan bir çocuktu. Çivi gibi düşünün. Bir çivi dimdik duruyor ya, Lina da o şekilde duruyordu. Birkaç doktora gittim hep ’kolik bebek’ denildi. 9 aylık olunca bir doktora gittik ve kendisi bizi çok güzel yönlendirdi. ’Bu çocukta bir sıkıntı var, görüyorum. Acil şekilde çocuk nörolojisine gitmesi gerekiyor’ dedi. Lina 9 aylıkken çocuk nörolojisine gittik ve oradaki doktor bize durumu anlattı. Doğumhanedeki dosyaları da açtık. ’Bu çocuk yoğun bakımda iki kere beyin kanaması geçirmiş’ dedi. Biz tabii ki o an hayatımızın şokunu yaşadık, beynimizden kaynar sular döküldü. İki kere geçirmiş bir de. Hem 2 Mart, 8 Mart’ta. Dosyalarda tarihleri de belliydi. ’Ne yapmamız gerekiyor’ dedik. Hemen MR ve EGG çektirdik. Allah’ıma hamd olsun EGG’si temiz çıktı, herhangi bir nöbetimiz yok. Sadece beyin MR’ı sıkıntılı çıktı. Beynin arka kısmında hasarları var. Serebral palsi teşhisi konuldu" dedi.
"Belki de Lina bu tedavi ile tamamen yürüyebilecek"
Lina’nın yurt dışından getirdikleri takviye ilaçlar sayesinde algılarının açıldığını ve kelimeler kurmaya başladığını belirten Yalçınkaya, "Şu an eksozom (kök hücre) tedavisi düşünüyoruz. İstanbul’da bir hastaneden 8 kür için 2 milyon 850 bin lira maliyet çıkarıldı. Fizik tedavi masraflarını da ekleyerek Valilik onaylı yardım kampanyası başlatmak için evraklarımızı hazırlıyoruz. Belki de Lina bu tedavi ile tamamen yürüyebilecek" diye konuştu.
"Çocuğum yürüsün diye su borusundan yürüme bariyeri yaptım"
Baba Sadık Yalçınkaya ise yoğun fizik tedavi sürecinde yüksek seans ücretleri nedeniyle zorlandıklarını, bu nedenle kendi imkanlarıyla kızına destek olmaya çalıştığını anlattı. Plastik su boruları kullanarak yürüme bariyeri tasarladığını kaydeden fedakar baba, "Çocuğum yürüsün diye bunu yaptım. 3 metrelik su borusu ve 4 dirsek aldım. Daha önceden fizik tedavi merkezlerinde görüyordum, bunu su borusundan yapabileceğimi düşündüm. Yaklaşık 500-600 liraya mal ettim. Evde çekyatların üzerine, dışarı çıktığımızda ise bankların arasına koyuyorum. Lina bu borulara tutunarak kendi başına rahat rahat adımlar atabiliyor. Etkisi çok büyük oldu. Ev geniş olsa fizik tedavi odası yapacağım. Yürüyüş bantları almam lazım, gerekli her şeyi alacağım ama şu an bunu yapamıyorum" ifadelerini kullandı.
Kızını parka götürdüğünde diğer çocukları koşarken gören Lina’nın "Baba ben de koşacağım" dediğini, o anlarda duygusal olarak yıkıldıklarını söyleyen Yalçınkaya, tedavilerin tamamen maddiyata dayandığını vurguladı.
"Bana söylense 10 ay bekler miydim?"
Doğum sürecinde hastanenin kendilerini eksik bilgilendirdiğini iddia ederek hukuk mücadelesi başlattıklarını hatırlatan Yalçınkaya, sözlerini şöyle tamamladı:
"Çarşamba ve pazar günleri Lina’yı görebiliyorduk. Her gittiğimizde doktora, ’beyninde hasar var mı’, ’gelişmeyen bir organı var mı’, ’akciğerleri nasıl’ gibi sorular sorduk ama bize ’her şey çok iyi’ dendi. 13 günlük yoğun bakım sürecinin ardından kızımızı almak için hastaneye gittik. Doktor bizi odasına çağırdı. Orada da aynı şeyleri sordum. ’Çok sağlıklı çocuğunuz var. Güle güle’ dendi. Hastane çıkış işlemlerinde 4 tane madde vardır. ’Nörolojiye getirin, göz doktoruna getirin, KBB’ye getirin, kalça ultrasonu çektirin’ gibi şeyler söylediler. Bunların hepsini yaptık. 3 aylıkken nöroloji servisine götürdük, yine ’bir şeyi yok’ denildi. Denilen tüm bölümlere götürdük, sadece gözünde şaşılık çıktı ve ameliyat oldu. 9 aylık olduğunda çocuk nörolojisine gittik. Doğum evraklarını yanına bıraktık. Evraklara bakınca ’bu çocuk beyin kanaması geçirmiş’ dedi. ’Ne beyin kanaması’ dedik, şaşırdık. İlk defa orada duyduk. ’Evraklarda yazıyor’ dedi. ’Hocam, bu sizin dilinizde yazıyor. Ben nereden bileyim, bu bana söylenmedi. Söylense ben 10 ay bekler miydim’ dedim. Beyin MR’ı çekildi ve beynin üst kısmında hasar olduğu ortaya çıktı. Bir anneye babaya bu durum söylense 1 gün bile beklenmez. Şu anda mahkemeliğiz, derdimizi anlatamıyoruz. Güçlü olan kazanıyor. Adalet Bakanlığı yetkilileri dosyamıza bir göz atarsa çok seviniriz."
Hukuki süreç
Ailenin, doğum sürecinde eksik bilgilendirildikleri ve bebeğin yoğun bakımdaki gerçek durumunun kendilerinden saklandığı iddiasıyla Pendik’teki özel hastaneye karşı açtığı dava, İstanbul Anadolu 8. Tüketici Mahkemesinde devam ediyor. 11 Ekim 2024 tarihinde görülen ilk duruşmayla başlayan ve en son 13 Nisan 2026’da 6. celsesi görülen dava dosyasındaki bilirkişi raporunda, ailenin "beyin kanaması geçirildi" iddiasını doğrulayan bir ultrason bulgusuna rastlanmadığı belirtildi. Anne Nuray Yalçınkaya’nın gebeliğinde hipertansiyon ve gestasyonel diyabet (gebelik şekeri) öyküsü bulunduğu, bebeğin 32 haftalık olmasına rağmen 3 kilo 95 gram doğduğu kaydedildi.
Erken doğum ve solunum sıkıntısı nedeniyle yoğun bakıma alınan ve entübe edilen bebeğin çekilen ultrasonlarında, prematüre bebeklerde oksijen yetersizliğine bağlı sık görülen "grade 1 periventriküler lökomalazi" (beyin beyaz cevheri hasarı) saptandığı tespit edildi. Uzmanlar, annedeki hipertansiyon ve diyabetin fetüsün oksijensiz kalma riskini ve enflamasyonu artırarak serebral palsi riskini yükselttiğini iddia etti.
4. celsede bilirkişi raporlarına itiraz eden davacı vekili, "Bilirkişiler aydınlatma hükümlerinden hiçbir şekilde bahsetmemişlerdir. Meydana gelen olay yoğun bakımda olmuştur, buna rağmen bilirkişiler hastalığı annenin hastalığına bağlamışlardır. Raporlar elverişli değildir" diyerek dosyanın Adli Tıp Kurumuna gönderilmesini talep etti. Davalı hastane vekili ise raporların hekim ve hastanenin kusursuzluğunu ispatladığını belirterek davanın reddini istedi.
Mahkeme heyeti, tarafların beyanları ve toplanan deliller ışığında (çeşitli hastanelerden istenen epikriz ve medula kayıtlarının tamamlanmasının ardından) dosyanın Adli Tıp Kurumuna gönderilmesine karar verdi. 13 Nisan tarihindeki son celsede ise mahkeme, dosyanın Adli Tıp Kurumundan dönüşünün beklenmesine hükmederek duruşmayı 22 Eylül’e erteledi.